Arrakis
Frank Herbert'in klasik eseri Dune ile İran savaşı arasındaki bağlantıya dair kısa bir not.
If interested in AI, check my other page where I write on prospects for LLM tutors.
Abonelik bedava. Abone olun ki her posta doğrudan size gelsin. İlk önce siz okuyun. Aboneliğin bir sıkıntısı yok. E-posta adresiniz kimse ile paylaşılmayacak
-+-+-+-+
Gelecekte Dune, United States Military Academy ve Royal Military College, Duntroon gibi askerî akademilerin tavsiye edilen okuma listelerine girebilir.
Frank Herbert bu kitabı 1960’larda yazdığı zaman, muazzam petrol rezervleri sayesinde Ortadoğu’nun giderek artan stratejik önemi artık iyice görünür hâle gelmişti. Dune’daki teşbihleri anlamak zor değildi bu yüzden. Baharat petroldü. Arrakis çölleri Ortadoğu’ydu. Fremenler ise çölün sertleştirdiği halklardı.
Herbert’in basmakalıp siyasi lafazanlığın ötesinde yakaladığı derin gerçek şuydu: bağımlılık zayıflık üretir. Dune evreninde İmparatorluk her şeye kadir görünür ama yıldızlararası seyahat için sadece Arrakis’te üretilen baharata olan mutlak bağımlılığı yüzünden aslında bir tuzağa düşmüştür.
Kiminiz diyecek ki: “Eee, bunda şaşıracak ne var?” Haksız da sayılmazsınız. Ama bu sözde aşikâr önermenin ötesinde, 1965’te yayımlanan romanda başka bir öngörü daha vardı; ben de ilk okuduğumda bunun farkına varmamıştım. Aklıma getiren şey, ABD’nin İran’da bugün kendi kendini soktuğu ve nasıl çıkacağını bilemediği açmaz oldu.
Trump ve Netanyahu İran’a saldırdıklarında, İran’ın elindeki silahlarla klasik anlamda kendini savunmaya çalışacağını düşünüyorlardı. Böyle bir savunmayı kırmanın da zor olmayacağını varsayıyorlardı. Ama İran kendini o şekilde savunmadı bile.
ABD ve İsrail bombaları ülkeyi yangın yerine çevirdi. Okullar ve üniversiteler vuruldu. Askerler büyük ölçüde siper altındaydı ama ortada kalan siviller öldü. İran’ın cevabı ise hiç beklemedikleri bir tarzda oldu. “Bunu beklemiyorduk” dedi İsrail’in Avustralya Büyükelçisi ABC Radyo Televizon kurumu ile yaptığı mülakatta. ABD ve İsrail’den başka yetkililer de benzer şeyler söylüyorlar zaten. Ama niçin beklemiyorlardı, doğrusu anlamıyorum. Frank Herbert’in kitabını dikkatle okuyup anlayan herkes, ABD-İran savaşının hangi istikamete gidebileceğini az çok kestirebilirdi.
Romanda Herbert, bir serveti yok edebilme gücünün yarattığı caydırıcılıktan söz ediyordu. Paul Atreides’in Fremenleri, konvansiyonel bir savaşta İmparatorluk ordusunu doğrudan yenemezdi. Buna imkân yoktu. Ama Paul Atreides’in elindeki asıl koz, İmparatorluğu askerî olarak mağlup etmek değil, bizzat baharat döngüsünü yok etmekle tehdit edebilmesiydi. Yani bütün yıldızlararası düzeni felce uğratabilecek bir tehditti bu.
“Bir şeyi yok etme gücün varsa, onun gerçek kontrolü sende demektir,” dedi Paul. “Baharatı tamamen yok edebiliriz.”
Bizi topyekûn katletseler bile, baharat bir daha geri gelmeyecekti.
İran’ın Hormuz Boğazı’nı kapatma tehdidinin ardındaki stratejik mantık da tam olarak bu. Trump’ın elinde buna karşı gerçek bir karşı koz görünmüyor.
Bence savaş kapanış aşamasına giriyor. İran’a kara harekâtı hiçbir zaman gerçekçi değildi. Trump’ın danışman çevresinde birileri muhtemelen Dune’u okumuştur ve Arrakis’e yönelik İmparatorluk saldırısının romanda nasıl sonuçlandığını biliyordur.
Wollongong
1990’ların sonuna kadar, Avustralya kendi çeliğini kendisi üretirdi. Şirketin adı BHP idi. Ülkenin büyük çelik merkezleri Newcastle, Whyalla ve Wollongong - Port Kembla idi.
BHP esas olarak bir madenci şirketti ve maden işlerine daha iyi odaklanmak için çelik üretiminden çıkmaya karar verdi. Newcastle Demir Çelik 1999’da kapandı. Whyalla bugün zar zor ayakta ama devlet desteği olmazsa kapanır. Port Kembla ise yurtdışından gelen amansız rekabete rağmen dayanmayı başardı.
Port Kembla’ya ilk kez otuz beş yıl kadar önce, başka bir meslek hayatında gitmiştim. Bir sigorta şirketi adına bir kömür yükleyicisi kazasını incelemek için oradaydım. O günden beri farklı nedenlerle defalarca geri döndüm. Son üç yıldır ise bir üniversite araştırma merkezinin danışma kuruluna başkanlık etmek için yılda iki kez gidiyorum.
Bu hafta başında da 2026’nın ilk toplantısı için yine oradaydım.
Yolculuk
Brisbane Havaalanına Uber: Tesla Model Y. 30 kilometreyi 26 dakikada gittik. Toplam 63 doların, 13 ü Clem7 tüneli ve Airport Link otoyol geçiş ücretleriydi.
Brisbane’den Sydney’e Qantas Boeing 737 ile uçuş.
Uçuş süresi 75 dakika. Saat 15:30 civarında Sydney’e indik.
Avis’ten kiralık araç: Subaru SUV. Kullanması keyifliydi ama aşırı titizdi. Yan şeride biraz yaklaşınca, bir trafik tabelasına birkaç saniye fazla bakınca ya da bir tek aracın bildiği başka bir nedenle ikaz edilmem gerektiğini düşündüğünde hemen ötüp bipliyordu.
Saat 17:30 civarında Wollongong’a vardım ve Novotel Wollongong Northbeach oteline giriş yaptım..
Wollongong’da
Ben hep Novotel Northbeach’te kalırım. Otel artık biraz yaşını göstermeye başladı ama hâlâ hoş bir yer. Bu sefer sahile bakan bir oda verdiler.
Otelin restoranı beni şimdiye kadar hiç hayal kırıklığına uğratmadı. Bu sefer brokolini eşliğinde ızgara barramundi yedim. Yanında da bir Carlton Dry iyi gitti.
Televizyonda izlemeye değer hiçbir şey yoktu. Biraz kitap okumaya çalıştım ama saat 21:30 gibi uykuya teslim oldum.
Sabah altı civarı kalkıp kahvaltıdan önce yürüyüşe çıktım. O saatte dışarıda ummadığım kadar insan vardı.
Hava sıcaklığı 14 dereceydi ama denize girenler vardı.
Bazıları ise ellerinde kahvelerle sahil boyunca yürüyordu.
Anlaşılan işe gitmeden önce parkta buluşmak burada yerleşmiş bir sabah ritüeli. Bir ara bir kadın telefonuna “Erin’in kahvesi neydi?” diye sordu. Telefonun verdiği cevabı yüksek sesle tekrar etti: “Skin’ cap.” Bunun “yağsız sütlü cappuccino” anlamına geldiğini çözmem birkaç saniye sürdü.
Yakındaki martılar denize dökülen küçük derenin kenarında dinleniyordu.
Kahvaltı ve duş sonrası otelden çıkıp kampüse gittim. Toplantıya daha bir saat vardı. Ben de kampüste biraz dolaştım.
Bronz kanguruların yanından geçtikten sonra rengârenk boyanmış bir bisiklet konteyneri dikkatimi çekti:
Sonra kendime büyük boy bir long black kahve aldım ve toplantı binasına gittim.
-+-+-+-+
Okuduklarım
Rüya’yı Kurtarmak —- Beşiktaş’ın filozof berberi sevgili dostum Mevlüt Bolat’ın kitabı Cinius Yayınları tarafından Nisan 2026’da yayınlandı. Elif ve Tayfun’un hikayesi Hatay’da başlayıp İstanbul’da devam ediyor. İnsanlara karşılıksız yardım sürdürülürse, istemeseniz de bir karşılığını görürsünüz ama bu karşılık kötülük olur. Hikaye ilginç ve gerçekçi, Mevlüt Bolat’ın akıcı bir üslubu var. Güzel bir kitap. ⭐️⭐️⭐️⭐️
Ghost Cities — Siang Lu is a Chinese-Australian author based in Sydney. The novel follows the surreal adventures of Xiang Lu, a Sydneysider of Chinese background who, despite not knowing Chinese, briefly works as a Chinese-English translator using Google Translate. The book moves along two parallel storylines: one set in ancient China involving a cruel emperor, and the other in the present day among Chinese movie producers and eerily empty ghost cities. Strange, absurd, and often very funny. ⭐️⭐️⭐️
Lucky’s — This novel by Andrew Pippos is a multi-generational Australian story centred on a family-run restaurant business and migrants from the Greek islands. I have noticed this before: life on many Aegean islands has always been difficult, and some of these islands produced remarkably large migration waves. I personally know many Greek Australians from Kythera. Pippos mentions Ithaca in the novel. ChatGPT informs me that there was indeed migration from Ithaca to Australia, although not on the same scale as islands such as Castellorizo, Kythera, Crete, or Samos. ⭐️⭐️⭐️⭐️
Elder Race — I have a suspicion that Adrian Tchaikovsky wrote this novella partly as an homage to Ursula K. Le Guin, who died in 2018, three years before Elder Race was published. There are similar themes and moods. A tired and not entirely competent interstellar scientist is stranded on a planet where the natives treat him as a wizard. The story cleverly shifts between fantasy and science fiction depending on whose perspective we are following. ⭐️⭐️⭐️⭐️
-+-+-+-+
İstanbul - Brisbane fiyat kıyaslaması - AT endeksi
2024 Temmuz ayında, başladım Avustralya (AU)-Brisbane Coles süpermarket ve Türkiye(TR)-Istanbul Migros süpermarket fiyatlarını karşılaştırmaya. Sepetteki ürünler sınırlı ama yine de bir fikir veriyor.
10 Mayıs kıyaslaması Türk Lirası olarak aşağıda. Avustralya fiyatlarını Türk lirasına 1AUD=32.91TRY olarak çevirdim.
Temmuz 2024’den beri, İstanbul’da et ve pirinç, hep Brisbane’dan daha pahalı oldu.
İlk başta, Türkiye’deki fiyatlar Avustralya’ya kıyasla yükseliyordu. Şubat 2025 sonrası düşmeye başladılar. Son zamanlarda sallantılı gidiyor.
Sepetteki ürünlerin toplam maliyetinin ayrı ayrı her iki ülkede yerel para ile 5 Temmuz 2024’den beri nasıl değiştiğini aşağıda görebilirsiniz.
Bu grafikteki trendlerin sürdürülebilirliğini kavramam mümkün değil. Kurdaki değer kaybının her zaman enflasyon oranının biraz üzerinde seyretmesini beklerdim. Bu grafiği sürdürmenin tek yolu ülkeye düzenli döviz girişi olmasıdır; ancak hesaplarda böyle bir girdi görünmüyor. Karışık bir mesele.
Maaşlar
Avustralya’da asgari ücret, saat başı olarak ifade ediliyor ve 3 Haziran 2025'te saati 25 Avustralya dolarına yükseltildi. Bir ayda 160 saat çalışılır dersek, aylık ücret olarak 4000A$'a denk geliyor. Asgari ücret alan Avustralyalı işçiler yaklaşık 2,6 milyon veya toplam Avustralya iş gücünün yaklaşık %18'i.
Buna kıyasla, Türkiye'deki asgari ücret ayda 26.000 TRY. Mevcut döviz kuruna göre bu, ayda 1018A$'a denk geliyor.
Kullandığım veri tabanı ve yazılımları github’dan indirebilirsiniz isterseniz.
İstatistik
Abone sayısı : 493
Takipçi sayısı : 671
Telif hakkı yoktur. İstediğiniz gibi kopyalayın dağıtın paylaşın.













Dune serisini ne seyrettim ne de okudum. Ama merakımı uyandırdınız. İlk fırsatta önce kitap, sonra film!
Yolculuğunuzu ve konaklamanızı anlatış tarzınız çok güzeldi. Gerçekten orada olduğumu hissettim. Dünyada ne çok ilginç şey var, insan hep gezmek, okumak, seyretmek, dinlemek istiyor diye geçirdim içimden.
Öte yandan filler tepişmeye devam ediyor fütursuzca.